Ümran Avcı – Sadık bir okur kitlesine sahip olan Hatice Meryem’in son kitabı “Hünerli Türk Kızları” okurla buluştu. Meryem, dokuz öyküden oluşan kitabında, kendine has ironik üslubu ile kadınların hünerlerini masalsı bir anlatımla hikâye ediyor. Ancak bahsettiğimiz bu hünerler yemek, temizlik gibi beceriler değil. Eril dünyanın dayatmalarına karşı kendilerine has yöntemler bulan, farklılıklarıyla var olma mücadelesi veren, hayata kafa tutma konusunda türlü beceriler geliştiren kadınlar. Muzip, zeki, cevval ve başkaldıran kadınlar. Ama ondan da önce çok çekmiş, çok çektirilmiş kadınlar….
■ Kadınların hayatla, erkeklerle, zorluklarla mücadele ediş biçimleri için neler söylersiniz? Hayatta kalma yöntemleri nelerdir kadınların? Hünerleri nerede?
Kadınların tüm bunlarla nasıl mücadele ettiklerini anlatmaya kalksak ciltlerce kitap yazarız herhalde. Erkekler dünyayı büyük ölçüde kendi ihtiyaçlarına göre düzenlemişler. Kadınlar da bu dünyada kendilerine bir hayat kurmaya çalışmışlar. Bazen itiraz ederek, bazen susarak, görmezden gelerek, hatta kendilerinden beklenen rolü oynayarak… Tabii bunların hepsini özgürce yapılmış tercihler sayamayız. Öyle kadınlar görürüz ki susmanın, görmezden gelmenin âdeta heykeline dönüşmüşlerdir. Yani hayatta kalmak için buldukları yöntem, zamanla kendileri olup çıkmıştır. Hüner meselesi biraz karışık. Neden kadınlar her koşulda becerikli, fedakâr, dayanıklı olmak zorunda olsunlar ki? Olmayabilirler yani. Yenilebilirler, yorulabilirler, bir felaketten eskisinden daha güçlü çıkmayabilirler. Kitabın adında biraz bununla alay ediyorum aslında. Öykülerimdeki kadınların hünerleri de pek akla yatkın şeyler değil zaten. Biraz hayal gücü, biraz mübalağa, biraz da mizah… Kadınlardan beklenen onca mahareti alıp olmayacak yerlere taşıdım.

■ “Büyük Yolcu Güllü” öykünüzü kadınların yol boyunca karşılaştığı güçlükler olarak okudum. Ki; Güllü 25’inde ölmesine rağmen 80 yıllık mücadele vermiş gibi duruyor.
Ne güzel okumuşsunuz. Bazı kadınların yüzlerinde görürüz o erken yaşlanmışlığı. Henüz gençtirler ama sanki birkaç ömür yaşamış, nice kasırgalardan geçmiş gibidirler. Kadınların karşılaştığı zorluklar yalnızca büyük felaketler değil ki! Kendi hayatına karar verebilmek, istediği yere gidebilmek, istemediği yerde kalmamak… Bunlar bile nice kadın için başlı başına mücadele konusu. Bir kadının hayatı, doğumundan ölümüne kadar, bir mücadeleler tarihi olarak okunabilir bence. Güllü’nün başına gelenleri epey mübalağa ederek anlattım ama kim bilir, belki de pek çok kadının hayatından izler taşıyordur. Ben Güllü’yü tarihin büyük seyyahlarından biri olarak hayal ettim. Öyle yazdım.
■ Aynı öyküde, “bazı kadınlar erkek kılığına girer gezerdi” diye bir cümle var. Bu bana tiyatroda, kadınları kadın kılığına giren erkeklerin oynamasını hatırlattı. Sporda, bilim dünyasında birçok kadın benzer rolleri üstlendi.
Tarih böyle örneklerle dolu. Kadınlar bazen erkek kılığına, bazen erkek adına sığınarak kendilerine kapalı tutulan yerlere girebilmişler. Düşünsenize, yapabileceklerini göstermek için önce kadın olduklarını gizlemeleri gerekmiş. Neyse ki Güllü benim uydurduğum bir kadın. Onu eteğiyle, yaşmağıyla yollara düşüren de benim. Biraz kayırdım onu doğrusu. Dünyayı gezip görmesi için erkek kılığına girmesine gerek bırakmadım. Erkeklere açık, kadınlara kapalı olan yolları Güllü’ye de açtım.
Kitabı oğullarına ithaf ediyor
■ “Kanatlı Firdevs” ve “Böcek Fatma”da kadınların farklılıklarının onlara sağladığı avantajları görüyoruz. Kadınlar, farklılıklarıyla ve birbirlerine kol kanat gererek mi ilerliyorlar?
Dezavantajları avantaja dönüştürmek mümkün elbette. Ama her kadın bunu başarabilecek koşullara sahip değil. Kadınların birbirlerine kol kanat germesi de her zaman o kadar kolay olmuyor. Firdevs’in komşuları onu yalnız bırakmıyor. Fatma’nın annesi ise kızının gördüğü eziyeti olağan buluyor. Kadınlar da içinde yaşadıkları toplumun değerleriyle yetişiyorlar. Kendilerini ezen, hayatlarını zorlaştıran düşünceleri benimseyebiliyor, hatta başka kadınlara da dayatabiliyorlar. Yani sırf kadın oldukları için birbirlerine sahip çıkacaklarını düşünmüyorum. Keşke öyle olsa. Ama birbirlerinin yanında durduklarında neleri değiştirebildiklerini de biliyoruz.
■ Kadınları odağına alan bu kitabı “oğullarınıza” ithaf etmişsiniz. Bu, oğullarınızın ve hemcinslerinin kulağına fısıldanan bir tavsiye mi kadınlara yönelik tutumları için?
Tam isabet hakikaten. Kitabı tamamladıktan hemen sonra geldi aklıma bu fikir. Oğullarıma ithaf olsun ama yalnızca onlara değil, hemcinslerine de sesleneyim istedim. Kadınların gücünü, neler yaşadıklarını, nelerle mücadele ettiklerini görsünler… Oğullarımı büyütürken de onlara kadınları kendilerinden ayrı, anlaşılmaz bir tür gibi değil, kendileri gibi, kendi hayatları, istekleri ve kararları olan insanlar olarak görmelerini öğütledim.