Florence Knapp’in tüm dünyada ‘çok satanlar’ arasına giren kitabı “İsimler”, aynı karakterin üç farklı isimle yürüdüğü hayat yolunu anlatıyor. Balerin olma hayalleri yarım kalan Cora, İrlanda’dan geldiği İngiltere’de başarılı doktor Gordon’la tanışıyor. Peri masalı gibi başlayan ilişkileri kısa zaman sonra kâbusa dönüşüyor. Gordon, Cora’ya hem psikolojik hem de fiziksel şiddet gösteriyor. Önce kızları Maia doğuyor. Sonra oğulları. Gordon, oğlunun adının aile ismi Gordon olmasını istiyor. Cora’nın ise farklı planları var. Adı Gordon değil de ablası Maia’nın istediği gibi Bear olsa, nasıl biri olacak bu minik bebek? Ya da ‘gök baba’ anlamına gelen Julian… Son ve en istenmeyen seçenek ise Gordon!
Üç farklı versiyon
“İsimler” aslında bir ihtimaller gösterisi. Adı Bear olduğunda Gordon’ın geçirdiği öfke krizi aileyi bambaşka bir noktaya sürüklüyor. Gordon, Cora’ya saldırıyor ve onları korumak isteyen üst komşularını öldürüyor. Üç kişilik bir dünya kuruyorlar Cora, Maia ve Bear. Adının Julian olduğu bölümde Gordon bu kez Cora’yı öldürüyor. İki kardeş İrlanda’da anneanneleriyle büyüyorlar. Aile geleneğini devam ettiren Gordon ismi ise buyurgan mirası kucaklarına bırakıyor. Yazar bu üç isim ile ailelerinin yaşadıklarını yedi yıllık periyotlarla anlatıyor. Çünkü yedi fizyolojik olarak değişim zamanımızı, büyüme evrelerimizi gösteriyor. Elbette mistik bir yönü de var. Çok çarpıcı bir kitap “İsimler”. Hayatın nasıl bir anda değişebileceğini gösteren, bir saniyeyle farklı bir kaderi yaşayacağımızı anlatan bir roman. Kült film “Sliding Doors”ta olduğu gibi üç insanın hadi Gordon’u da ekleyelim dört insanın farklı versiyonlarını anlatıyor. Pekisizin en iyi versiyonunuz hangi isimle olurdu?

Mucize aslında sensin
Paulo Coelho’nun otobiyografik unsurlar taşıyan, kendi yaşamından ve yolculuklarından esinlenerek kaleme aldığı kitaplarına aşinayız. Örneğin “Hac”ta, 1986 yılında İspanya’daki Santiago de Compostela Yolu’nda gerçekleştirdiği geleneksel Hıristiyan hacı yürüyüşünü ve bu süreçteki içsel dönüşümünü anlatmıştı. “Elif”te Trans-Sibirya Demiryolu ile yaptığı uzun Asya yolculuğunu konu aldı. “Hippi”de ise 1970’lerde genç bir yazar adayı olan Paulo’nun Brezilya’dan Amsterdam’a ve “Sihirli Otobüs” ile Nepal’e uzanan hippi yolculuğuna odaklandı. Yeni romanı “Melek” de yazarın kendi yaşamından ve deneyimlerinden izler taşıyor. Otobiyografik ve manevi dönüşümünün hikâyesi…
Yazarın kendi adını verdiği başkahramanın hikâyesi Rio de Janeiro’da başlıyor. Hayallerine tam da kavuşmuşken onları kaybetme korkusuyla yüzleşen Paulo, üstadı J.’nin meydan okuması üzerine her şeyi geride bırakıp kendi koruyucu meleğini bulmak üzere Mojave Çölü’ne gidiyor. Ancak çölde beklenmedik bir manzarayla karşılaşıyor.
Mistik ve sürükleyici
Motosikletleriyle rüzgâr gibi esen gizemli kadın savaşçılar yani Valkürler, onun manevi arayışına dahil oluyor.
Coelho’nun kendi evliliğini, içsel korkularını ve egosuyla olan mücadelesini dürüstçe ortaya koymasıyla öne çıkan “Melek”, yazarın ‘en şeffaf’ yapıtlarından biri. Kitabın ana karakteri Paulo ve onun eşi Chris, bizzat Paulo Coelho ve o dönemki (ve hâlâ evli olduğu) eşi Christina Oiticica’yı temsil ediyor. Gerçek hayatta da çift, Mojave Çölü’ne giderek manevi bir yolculuğu deneyimlemiş. Bu sebepten olsa gerek çöldeki arayış ve motosikletli kadın savaşçılarla karşılaşma bölümleri, okur için hayli mistik ve sürükleyici bir atmosfer yaratıyor.
“Melek”, Coelho okurları için “Simyacı”nın felsefi öğretilerinin kurgudan çıkıp yazarın kendi hayatında nasıl sınandığını gösteren bir anlatı sunuyor bir bakıma. İnsanın mucizeyi veya dışarıda bir varlığı ararken önünde sonunda kendi iç dünyasıyla ve korkularıyla karşılaşmasının hikâyesini anlatan “Melek”, “aradığın mucize aslında sensindir” felsefesini, yazarın kendi zayıflıkları ve endişeleri üzerinden samimi şekilde karşımıza getiriyor. Yazarın sevgi ve melek tanımı da akıllardan silinmiyor: “Sevgi her şeyi yutar, her şeyi yok eder, her şeyi affeder. Melekler bu sevgiden yaratılmıştır ve aynı zamanda onun elçileridir.”